Gerçek Hayat Dergisi
Şimdi geçmiş hatalardan ders alıp feraseti ve basireti kuşanma vakti.
Kuzey Irak’taki Bölgesel Kürt Yönetimi’ni bir vakıa olarak kabul edeceğiz ve onunla sıcak ilişkiler kurarak bütünleşeceğiz ki, bu coğrafyanın bütün insanlarını mustarip eden ayrılığın-gayrılığın derinleşmesini önleyebilelim, birlik içinde yükseleceğimiz mutlu yarınları gösteren bir ışık yakabilelim. Bölgesel Kürt Yönetimi, ‘küresel emperyalist devlet’in tahakkümünden kurtulmak için Türkiye ve diğer komşularından emin olmaya muhtaçtır. Türkiye de ‘küresel emperyalist devlet’in tahakkümünden kurtulmak için Bölgesel Kürt Yönetimi ve diğer Müslüman komşularından emin olmaya muhtaçtır.
Bir delikanlı, “Bu Kürtler artık çok oldu!” diyor. “Kürtler değil, PKK!” diye düzeltiyorum, “Hayır abi, Kürtler!” diye üsteliyor.
Bir delikanlı, “Yeter bu Türklerden çektiğimiz!” diyor. “Türkler değil, sistem!” diye düzeltiyorum, “Hayır abi, Türkler!” diye üsteliyor.
Birbirinin öz kardeşi olan insanları birbirine düşürmek, Türk-Kürt savaşı çıkarmak, bu sayede Türk’ü de Kürt’ü de emperyalizmin çarkında bir güzel öğütmek için 100 yıldır tezgâh üstüne tezgâh kuran emperyalistler ve onların yerli işbirlikçileri sonunda emellerine ulaşıyorlar mı?
Allah korusun!
Herkes aklını başına alsın!
Bu oyuna gelmeyelim!
Bu kazığı yemeyelim!
Yüzyıllar boyunca birbirini boğazlayan Fransızlar ve Almanlar aralarındaki kan uyuşmazlığına rağmen birleşme yoluna girerken, biz, yüzyıllar boyunca İslam Sancağı altında omuz omuza savaşan ve kanları birbirine karışıp akraba olan Türkler ve Kürtler nasıl düşman olabiliriz?
Evet, emperyalistlerin Dicle-Fırat havzasını suni sınırlarla paramparça etmesinden mütevellit ulus devlet sorunu Kürtleri mağdur etmiştir… Evet, Türklük –genellikle Türk etnik kimliğine mensup olmayan kimseler tarafından- can yakıcı bir istibdat siyasetine alet edilmiştir… Evet, “Kürt” kelimesi tu kaka sayılmış ve bir dönem Kürtçe’nin sokaklarda konuşulması bile yasaklanmıştır… Evet, Diyarbakır Cezaevi’ne -büyük ölçüde gelişigüzel- tıkılan binlerce Kürt’ün ve onları ziyarete gelen yakınlarının analarından emdikleri süt burunlarından getirilmek suretiyle Kürt kimliği ezim ezim ezilmeye –veya tam tersine şahlandırılmaya- çalışılmıştır… Evet, devlet çok büyük yanlışlar yapmıştır… Evet, bu yanlışlar birçok Kürt evladını kin ve düşmanlığa sevketmiştir… Bunlar gerçek… Ama Ankara’nın eski Ankara olmadığı, devletin Kürt meselesine yaklaşımının değiştiği, yaraları sarmaya dönük pek çok adımın atıldığı, “Ben Kürt’üm” demenin tamamen serbest hale geldiği, Kürt dili üzerindeki baskıların büyük ölçüde kalktığı, açıkça “Kürt siyaseti” yapan Demokratik Toplum Partisi’nin cumhurbaşkanı nezdinde itibar gördüğü, terör sorununun (‘Gladio’ terörü dahil) çözülmesi halinde bu açılımların kesinlikle genişleyeceği de gerçek!
Ve evet, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki Kürt ahalisinin önemli bir kısmı şu veya bu sebeple PKK sempatizanı olmuştur… Evet, bölgede düzenlenen nümayişlerde Türk bayrağı yakılmıştır… Evet, “Vur gerilla vur, Kürdistan’ı kur!” sloganları da atılmıştır… Bunlar gerçek… Ama birlik içinde uzlaşma ve barış için Kürt ahalisine samimiyetle uzatılan hiçbir elin geri çevrilmediği, Türklerle kardeşliklerini ve birlikteliklerini ihya etmeye can atan bu insanların önlerine çıkan her fırsata –veya fırsat gibi görünen her şeye- dört elle sarıldıkları, son seçimlerde HEP-DEP-HADEP-DEHAP-DTP geleneğinin ilk kez bir ‘Türkiye Partisi’ne yenildiği, AK Parti’ye yönelen bölge halkının aynı zamanda kardeşliğin ve birlikteliğin ihyasına yönelmiş olduğu, silah bırakması yönünde müthiş bir halk ve aydın baskısına maruz kalan PKK’nın hızla marjinalleştiği, öte yandan DTP saflarından zaman zaman fevkalade sağduyulu seslerin yükseldiği, terörle mücadele adı altında Kürt düşmanlığını çağrıştıracak işler yapılmadığı takdirde bu sürecin hızlanarak devam edeceği de gerçek!
İşte bu gerçekler, Türkiye’ye kasteden emperyalistleri ve onların yerli işbirlikçilerini kudurtuyor.
Türkiye’nin yaralarını saracak, Türkiye’yi güçlendirecek, Türkiye’yi ayağa kaldıracak gidişatı tersine çevirmek için, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni Kuzey Irak’a çekmeye çalışıyorlar.
Bir “Türkiye-Kürdistan Savaşı”, bir “Türk-Kürt Savaşı”, bir “halkların savaşı” atmosferi oluşturarak, sağduyunun çağrısına kulak vermeye başlamış olan Türklerin ve Kürtlerin basiretlerini bağlamayı, aklı-mantığı devre dışı bırakmayı, bu toprakların çocuklarını anlamsız bir savaşta birbirine kırdırmayı ve akan kanlar üzerinde muhkem bir fitne düzeni kurarak emperyalizmin bu topraklardaki geleceğini teminat altına almayı hedefliyorlar.
Ve Türkiye maalesef bu tuzağa düşme temayülü gösteriyor.
Devletin bir kanadı ve bir kısım basın, sınır ötesi harekâtın kaçınılmaz hale geldiği fikrini yayıyor.
Sınır ötesi harekât tam olarak neye yarayacak?... Kuzey Irak’taki PKK kampları çoktan boşaldığına göre bu kampların bombalanması terörü nasıl bitirecek?... Daha önce düzenlenen 24 sınır ötesi harekâtla çözülemeyen sorunun 25. harekâtla da çözülemeyeceği apaçık ortada iken, kamuoyunda böyle bir beklenti oluşturmanın mantığı ne?... Ve, içeride uygulanan terörle mücadele yöntemlerinin sorunlarını ve zaaflarını doğru dürüst konuşmadan sınır ötesi harekâta kalkışmak akıl kârı mıdır?... Böyle sorular soranlara hain nazarıyla bakılıyor.
Bir mitosa kayıtsız şartsız teslim olmamız isteniyor.
Sınır ötesi harekâtın terör sorununu çözmeye yaramasa bile Peşmergelerden intikam almaya yarayacağını düşünmemizi ve hiç değilse bunun için harekâta sıcak bakmamızı istiyorlar.
Tercüman Gazetesi, milletin “Ordumuz Kuzey Irak’ı ne zaman yerle bir edecek?” diye sorduğunu ‘haber veriyor’.
Hürriyet Gazetesi Genel yayın Yönetmeni ve Yazarı Ertuğrul Özkök, Irak Bölgesel Kürt Yönetimi’nin alta yapısını bombalayarak Kuzey Irak’ı onyıllarca geriye götürmeyi öneriyor.
Çılgınlık bu!
Her zaman söylüyorum, yine söylüyorum:
Şimdi geçmiş hatalardan ders alıp feraseti ve basireti kuşanma vakti.
Kuzey Irak’taki Bölgesel Kürt Yönetimi’ni bir vakıa olarak kabul edeceğiz ve onunla sıcak ilişkiler kurarak bütünleşeceğiz ki, bu coğrafyanın bütün insanlarını mustarip eden ayrılığın-gayrılığın derinleşmesini önleyebilelim, birlik içinde yükseleceğimiz mutlu yarınları gösteren bir ışık yakabilelim.
Bölgesel Kürt Yönetimi, ‘küresel emperyalist devlet’in tahakkümünden kurtulmak için Türkiye ve diğer komşularından emin olmaya muhtaçtır.
Türkiye de ‘küresel emperyalist devlet’in tahakkümünden kurtulmak için Bölgesel Kürt Yönetimi ve diğer Müslüman komşularından emin olmaya muhtaçtır.
Birbirimizden emin olabilmek için de her alanda işbirliği yapmamız, ilişkilerimizi alabildiğine geliştirmemiz ve derinleştirmemiz, bu arada karşılıklı tavizler vermemiz şarttır.
Karşılıklı itimat, yakınlaşma, kaynaşma ve bütünleşme, hem Bölgesel Kürt Yönetimi’nin hem de Türkiye’nin özgürleşmesine, huzura kavuşmasına ve kalkınmasına hizmet edecektir.
Öte yandan gerginliğin tırmanması ve düşmanlığın derinleşmesi iki tarafın da enerjisini tüketecek, iki tarafa da mütemadiyen kan kaybettirecektir.
Türkiye ile Bölgesel Kürt Yönetimi’nin mevcut siyasetlerini değiştirerek menfaatlerini tevhit etmeleri tercihler içinde bir tercih değil, kaçınılmaz bir zarurettir.
Kuzey Irak’taki PKK varlığı mı?
Irak Bölgesel Kürt Yönetimi, Türkiye ile zaten gerilimli olan ilişkisini iyice gerdiği için PKK’ya diş biliyor; fakat PKK’yı PJAK adı altında İran’a karşı savaştıran ve potansiyel bir tehdit olarak gördüğü Türkiye’ye karşı da tepe tepe kullanan ABD’nin PKK’ya sahip çıkması Kürt Yönetimi’nin elini kolunu bağlıyor, zira ABD bu yönetimin velinimetidir.
Dört yanı ‘düşman’la çevrili olan Kürt Yönetimi için ABD şemsiyesi ‘yaşamsal önem’ taşıyor.
Bu şemsiyenin o ‘yaşamsal önemi’ yitirmesi –dolayısıyla PKK’nın Kürt Yönetimi tarafından ABD’ye rağmen etkisiz hale getirilebilmesi- Türkiye’nin Kuzey Irak siyasetinde radikal bir değişikliğe gidilmesi şartına bağlı.
Irak Bölgesel Kürt Yönetimi’nin adını bile telaffuz etmeye yanaşmayan, hatta onu bir kaşık suda boğmaya can atığı intibaını uyandıran, Kerkük’ün statüsüyle ilgili tartışmalarda savaş tehditleri savuran Türkiye bu tavrını değiştirip yukarıda işaret ettiğimiz bütünleşme yolunu açmaya matuf bir siyaset takip ederse –ve bu arada, terörist faaliyetleri asgariye indirmeye matuf bir af kanunu da çıkarılırsa- çözümü imkânsız gibi görünen devasa sorunların kısa bir süre içinde buharlaşıp gittiğine şahit olabiliriz.
Evet, onca şehit kanı… Evet, kana kan isteyen onca acılı ana… Fakat bu toprakların mutlu yarınları için bağrımıza taş basmayı bilmeliyiz. Kardeşlik hukuku, sağduyu ve 1000 yıllık devlet geleneği bunu gerektiriyor.
Rahman ve Rahîm Allah, rahmetini ve bereketini üzerimizden eksik etmesin. Amin velhamdu lillahi rabbi’l âlemîn.